Featured

Hoşnutsuzlar

Siyahların hakları ve beyazların zulmü: son dönemde kim muhalif bir yazı kaleme almak istese spora dair, başvuracağı ilk tema bu. Peki ya başka bakış açıları? Daha birleştirici ve daha genel bir hikaye çıkarmayı denemenin vakti gelmedi mi? Öyleyse okları doğrudan meselenin tam kalbine gönderelim ve büyük soruyu soralım:  Bir sporcunun toplumsal rolü nedir?

Continue reading “Hoşnutsuzlar”

Berlin Notları: Euroleague’in İki Yüzü 

Euroleague’in iki yüzünü bir arada gördüğümüz, çelişki içeren, ilginç bir yarı final akşamını geride bıraktık. Bu yılki istisnai görünümüne rağmen, Euroleague’in en büyük yapısal sıkıntısı olarak karşımıza çıkan kalite- rekabet uyuşmazlığı( yani yüksek kalite varsa rekabet yok, ya da tam tersi)  son yılların en düşük kalibreli yarı final maçıyla kendisini bir kez daha gösterdi.

Continue reading “Berlin Notları: Euroleague’in İki Yüzü “

Güçlenirken Zayıflamak: Sporcunun Tehlikeli İkilemi

Spor dünyası ‘Operasyon FIFA’ ve şike skandallarıylaa sarsıladursun, sporun kadim düşmanlarından doping belası, yaygınlığını iyiden iyiye artırmaya devam ediyor. Rivayet doğruysa, 1800’lerin sonunda, Choppy Warburton isimli ‘menajerin’ gizemli iksirleriyle başlamış sayabileceğimiz bu tehlikeli yakınlaşma, günümüze gelindiğinde artık tutkulu ama yıkıcı bir aşk hikayesine dönüşmüş vaziyette. Neredeyse her büyük başarı, üzerinde bir şüphe kamburunu da taşımak zorunda ve bu paranoyak durum bizi ‘Dopingin sporla ilişkisi neden bu denli güçlendi?’ üzerine düşünmeye itiyor. Continue reading “Güçlenirken Zayıflamak: Sporcunun Tehlikeli İkilemi”

Bir Söyleşi: Basketbolun Bugünü ve Yarını

“Oyunun nasıl gelişeceği konusunda herkesin eşit söz hakkı olmalı; benim kafamdaki basketbol bu. ”

Geçtiğimiz haftanın spor gündeminin ilk sıralarındaki başlıklardan biri Fenerbahçe’nin 14 yıl sonra Final Four’da oynaması oldu.   Avrupa basketbolu konusunda Türkiye’de en doğru sözleri söyleyebilecek isimlerden Uygar Karaca haliyle bu haftaki Pazar sohbetimizin konuğu oldu.  Eurosport’un deneyimli spikeri ve basketbol yorumcusu Uygar Karaca ile  sadece Fenerbahçe’nin sahadaki performansını konuşmakla kalmadık.   Euroleague’in tekelci yapısı, şampiyonluğa oynayan takımların geriye kalan takımları alt yapısı gibi görmesi, tüketim odaklı toplumsal yapının basketbola yansıması da söyleşimizin ana uğrak noktaları oldu. 

Röportaj: Arat Saadetyan / vivaspor

Continue reading “Bir Söyleşi: Basketbolun Bugünü ve Yarını”

Kuzeyin Geç Parlayan Yıldızı: İzlanda

Yaklaşık 300,000 kişinin yaşadığı bir ada olmasına rağmen, yıllarca Avrupa’nın büyük liglerine oyuncu ihraç etmekte hiç de zorlanmayan İzlanda, sonunda milli takımlar düzeyinde de dikkat çekmeyi başardı. Dört dörtlük İsviçre maçı izleyenleri hayrete düşürürken ve Dünya Kupası’na bu kadar yaklaşmışken baraj maçında kaybedilen Brezilya bileti, sadece İzlandalı değil, tüm futbolseverleri bir parça üzdü. Ne var ki 90larda FIFA sıralamasının ilk 30larını zorlayan İzlanda, 2000lerde yaşadığı büyük düşüşten sonra yeni yıldızları ve potansiyeli yüksek gençleriyle geleceğe umutla bakabiliyor.

Continue reading “Kuzeyin Geç Parlayan Yıldızı: İzlanda”

Afrika Kimin Suçu?

Başıyla sonuyla kavgası gürültüsü eksik olmayan 30. Afrika Uluslar Kupası’nda finale geldik  nihayet. Tabi siz onu bir de kupayı takip edenlere sorun. Ebola gölgesinde,  zoraki evsahipliği macerasına  atılmaya son anda karar veren,  son saniyelerdeki tartışmalı bir penaltıyla,   bir hakemin kariyerini sona erme noktasına getiren çeyrek finali geçen  Ekvator Ginesi’nin rüyası sonunda tatsız bitti. Turnuva boyunca, sık sık stadyumların önünde ‘maça girme savaşı’ verirken  kendini polisle çatışıyor halde bulan evsahibi taraflarlar, Gana’ya yenilince çılgına dönüp taşlı sopalı saldırıya geçti. Çevresindeki akılalmaz şiddet olaylarını, bir TV ya da bilgisayar ekranından ‘hımm, ne entersan’ diye izleyip,  yeterince duyarlı davrandığı kanısına varınca  sıkılıp, kanalı ya da sayfayı değiştiren biz uygar insanlara,  burada şu soruyu sormak düşüyor: Yaşananlardan kim sorumlu sahi? 

Continue reading “Afrika Kimin Suçu?”

Futbol ve Anti-Futbol:Taraflı bir İkilik

Dünya Kupası’nın yine en popüler temalarından biri hak ve adalet üzerine. Robben’in kazandırdığı haksız penaltı(lar?), Kosta Rika’nın elenişi, ‘iyi’ ve ‘keyifli’ oynayanların bir bir elenmesi, oyunu ‘çirkinleştiren’. Arjantin’in finale gelişi. Kupa’nın başından beri ortalıkta dolaşan bir mit var:’Tarihin en iyi Dünya Kupası’. Zaten günümüzde sürekli tarihi yeni baştan yazma durumu mevcut. Hangi kıstasa göre ‘en iyi’ olmak? Futbolu nasıl kaybediyoruz? Oynamaya çalışanın oynatmamaya çalışana karşı mücadelesi biçiminde görüp, anti futbola lanetler okuyarak mı? Yoksa tüm bunları, yani keyif unsuru üzerinden yaptığımız bir ‘iyi futbol-kötü futbol’ analizini hakim kılarak mı? Continue reading “Futbol ve Anti-Futbol:Taraflı bir İkilik”